15 Aralık 2012 Cumartesi
10 Aralık 2012 Pazartesi
ŞİİR YAZMASAYDIM EĞER......
Şiir yazmaya nasıl başladınız?
Doğduğum ve liseye kadar okuduğum şehir olan Kahramanmaraş özellikle 1980’li yıllarda tam anlamıyla edebi canlılığın olduğu bir şehirdi. Ben de bu canlılığın ortasına doğdum desem yeridir. Edebiyatı iyi takip eden bir genç kuşak vardı. Ankara ve İstanbul’da olup bitenlere kulak kesilmiş ve kendince iddialara sahip bir kuşaktı bu. Hem dergileri ve kitapları izliyor hem de geceler boyunca tartışıyorduk. Hepimizin gözdesi elbette şiirdi; ama sonraları bazı arkadaşlar başka yönlere yöneldi, bir kısmı da yazmayı bıraktı. Benim şiir serüvenimin ana kaynağı bu gençlik dönemimdir. Şiir dışında bütün edebi türler bizim için ikincil hatta üçüncül sırada yer alan, olmasa da olur türden metinlerdi. Yani o yıllarda öyle düşünüyorduk. Bir de tabii büyük şairlerin edebiyat dünyası üzerindeki etkisi çok fazlaydı ve İkinci Yeni şiiri en parlak dönemini yaşıyordu.
Cahit Zarifoğlu ile yazışmalarımın da payı büyük elbette. Heyecan verici cevaplar yazıyordu ve 17 yaşımın sıcaklığında o mektupları günlerce okuyordum. Sonra dergide (Mavera) birkaç defa bizden bahsetti ki, bütün bunlar bizi şiirin dünyasına çeken şeylerdi.
Kendinizi en iyi ifade etme biçimi olarak şiiri mi görüyorsunuz?
Şiirle, şiirin “biricikliği” üzerinden bağ kurdum ben. Eğer şiir yazmasaydım, sanırım edebiyatla bir ilişkim olmazdı. Ya da şöyle söyleyeyim, şiir dışında bir dünyanın varlığını hiç hissetmedim ben. Biraz iddialı görünebilir ama böyle. Bugün buradan bakınca bunu daha net görüyorum ya da kendi durduğum yeri ancak böyle tanımlayabiliyorum. DEVAMI İÇİN...www.kitapbiti.com
4 Aralık 2012 Salı
JUST BEFORE/ mustafa aydoğan
(AZ ÖNCE)
Into the void, I release my word
Without voids, nobody could reach
If we did, it is oursleves
That we met
For what is close to his bossom
Human yearnsA man is what is just before a woman
Into the void, I release my word
The air swallows it
Birds fly above and below
Sneaks sense
Scorpions heed
Wolves wit
Human is what is just before everything
Birds fly above and below
Sneaks sense
Scorpions heed
Wolves wit
Human is what is just before everything
Without voids, nobody could reach
If we did, it is oursleves
That we met
For what is close to his bossom
Human yearnsA man is what is just before a woman
Soul, too, has its place by window
Robust ones open
Robust ones open
The weary draw the curtains
Close or away, makes no difference
Every way is what is just before death
Close or away, makes no difference
Every way is what is just before death
(Çeviri: Cüneyt Fatih Yaylacı, 4.12.2012)
2 Aralık 2012 Pazar
DAS LİED DES WASSERS / Mustafa Aydoğan
(SU ŞARKISI)
SU ŞARKISI
Aus
dem Wasser
Kam
ich, ertrank ich, gehe ich
Hüte
die Neasse meine Wange
Wenn
Bruder des Schmerzes du geworden
Bist
Das
Wasser ist’s, was den Körper schlafen laesst
Halte
fest
Drehe
den Hahn zu
Zerbreche
das Glas
Wen
kümmert’s, wenn du trinkst
İst
es doch dein Körper, in dem wird’s wandern kühl
Öffne
uns die Brust oh Durst!
Kommen
wir auch zu spaet
Wenn
nur wir zeitig sterben
Ein
İsmail, ein Hüseyin
İst
dies doch die aufeinanderfolgende Vollkommenheit
(Übersetzung : Vildan Yılmaz)
SU ŞARKISI
Suyun
içinden
Geldim,
boğuldum, gidiyorum
Yanağım
sakla ıslağı
Acıya
kardeş ol-
duğunda
Vücudu
uyutan suymuş
Sıkı
dur
Çeşmeyi
kapat
Bardağı
kır
İçersen
kime ne bundan
Gezeceği
senin gövdendir soğuk soğuk
Koynunu
bize aç susuzluk!
Geç de
kalsak
Yeter
ki vaktinde ölelim
Bir ismail
bir hüseyin
Budur
peş peşe kusursuzluk
(BUGÜN KONUŞTUKLARIMIZ'dan)
28 Kasım 2012 Çarşamba
21 Kasım 2012 Çarşamba
GONG
Dan
Dan
Dan
İçinde
bir gong beynimin
Perdeleri
açsa biri
Burada
bir karanlık var
Gece
neden çok
Ay
neden bir tane
Soğuklar
da geçmiyor bir türlü
Sayaçları
sökmüş belediye
Aklım
musluklarda
Haa,
unutmadan
Tunus’ta
ne oldu
2010’da?
Afrika parodiden
bir şaka
Duvar
bitince
Yıkacağız
onu
Yeni
bir kafa vuruşuyla
(Bugün Konuştuklarımız'dan)
NİZAR KABBANİ'NİN ETKİLENDİĞİ TÜRK ŞAİR MEĞER BENMİŞİM!
Nizar Kabbani, büyük bir şair. 1999'da vefat ettiğini sanıyorum. Ne ki, kitaplığımda bir şiir kitabı bile yok. Rast geldikçe okuduğum bir kaç şiiri olmuştur. Kendi adıma bir talihsizlik elbette. Bir eksiklik. Meğer bir dostumuz Kabbani'nin benden etkilendiğini iddia etmiş! Sadece iddia değil, Kabbani'nin benden etkilenerek yazdığı şiirle benim "kurdela" şiirimi de alt alta koymuş ve internette dünya aleme duyurmuş! İşte şurada... Dostumuz kendince ironi yapmış. Bir nevi benimle alay etmiş.
Bazen şaşırıyorum; insan birisini kötülemek için niye bu kadar çaba sarf eder ki! Ne umar ki bundan! Kabbani, hemen hemen hiç okumadığım bir şair. Velev ki okumuş olsaydım da ondan etkilenmiş olsaydım, bundan hiç de gocunmazdım. Etkilendiğim birçok şair olmuştur. Bunların arasında keşke Kabbani de olsaydı! Böylece dostumuzu alay etmenin günahından kurtarmış olurduk.
ŞİİR, GENÇ ŞAİR VE "BEN"
GÜLTEKİN EMRE Evrensel'de
şöyle yazmış:
"İçlerinde çabalayan,
kendilerine şiir yolu bulma derdinde olan gençler de var, onların da hakkını
yemeyelim bu arada. Çok çeşitli yelpazede yol alan bir şiir, sanat ortamımız
var aslında. Deneysel şiirden, haikudan, geleneksel şiirimizden, halk şiirinden...
beslenen şiir ortamımızın geleceği için ne söylenebilir bilemiyorum. Bunu
gelecek yıllar gösterecek. Edebiyat Ortamı yıllığında genç şairlerin Turgut
Uyar’ı keşfetmeye başladıklarını yazdı Mustafa Aydoğan. Bu da sevinilecek bir
durum. Gençler, el alacakları şairleri keşfetmeli elbette."
(Ah
Şu Genç Şairler! Evrensel Gazetesi, 21.11.2012)
Edebiyat Ortamı 2012 Şiir Yıllığının ön
söz'ündeki cümlelerimden bahsediyor olmalı. Yıllığın ön söz'üne yeniden baktım.
Hayır, ben tam olarak öyle demiyorum, yani gençlerin Turgut Uyar'ı
keşfettiklerinden bahsetmiyorum. Şöyle diyorum:
"...görebildiğim bir tehlike vardı. Başkaları nasıl
değerlendirir bilemem ama ben tehlike olarak görüyorum. O da şu: Genç şair,
Turgut Uyar şiirinin çemberine girmekten ve orada kalmaktan hoşlanıyor. Onu
kendine mihenk olarak görüyor. 40 yaş ve altı şairlerin çoğunda Turgut Uyar
şiiri neredeyse bir pranga olarak var oluyor. Evet, pranga! Genç kuşağın İkinci
Yeni döngüsü bir türlü sona ermiyor. Özellikle Uyar çevresinde gerçekleşiyor bu
döngü. Bu da benzer duyarlıklarla
20 Kasım 2012 Salı
SÖYLEŞİ-DERGÂH DERGİSİ (KASIM 2012)
Konuşturan: Dinçer Eşitgin
| İSVEÇ (Claire Kaustell ile ) |
1) Edebiyat Ortamı Yayınları, Az Önce ve Bugün Konuştuklarımız (2012) adlı iki şiir kitabınızla yayın hayatına adım atmış oldu. Edebiyat Ortamı dergisi ve yayıncılığını elbette konuşuruz ama önce bu kitaplardan konuşmaya başlamak isterim.
Benim kitaplarla başlamak istedik. Bir anlamda açılışı yaparak bir yayınevinin kuruluşunu fiilen gerçekleştirmek istedik. Hem önceki kitapların baskısı tükenmişti, hem de kitap olmayı bekleyen ayrı bir şiir toplamı vardı. Az Önce, ilk üç kitabın bir araya gelmiş toplu baskısı. Diğeri ise yeni şiirlerden oluşuyor.
Dergi çıkarmak, bir düşüncenin/bir iddianın görünür kılınmasına zemin hazırlamaktır ama daha çok düşüncenin bir “toplu görünüşüdür”. Bu “düşünsel görünürlüğün” kendi varlığını hissetmesi ve hissettirmesi ve yürüyüşün sürmesi için, yayınevi zorunlu gibi geliyor bana. Edebiyat Ortamı içinde az-çok yeni bir kuşak meydana geldi ve bunlar ilk eserlerini oluşturdular/oluşturuyorlar. Her oluşum kendi şartları içinde, kendi imkânları ile kozasını örer/örmelidir. Açıkçası, kendi şairlerimizin/yazarlarımızın başka yayınevlerinin kapısını çalmasını ve kitap bastırma zorluklarını yaşamasını istemedik.
Bende biraz çevresindeki insanları koruma tutkusu var galiba. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum. Bir araya gelmişsek birlikte düşünmemiz gerektiği sonucunu çıkarırım. Ve bunu bir sorumluluk addederim. Yoksa beyhude bir çabadır ötesi. Kırmızı ışıkta bekleyen yayalar gibi bir kalabalık oluşturmanın ve iki adım sonra ayrı yönlere dağılmanın anlamı yok. Birlikte var olmanın tesadüflerin sonucu değil de bir kader, bir bilinçli durum olduğunu anlamak gerekiyor. Fazla idealize etmiş olabilirim belki ama yayınevinin kurulma şartları içinde bu tutkunun önemli bir yeri olduğunu sanıyorum. Benim şahsi kanaatlerim tabi bunlar. Genç arkadaşlarımızın ürünlerinin kitaplaşması sürecinin ağırlığını sırtında taşıyan başkaları da var elbette. En başta M. Ali Bulut. Onun da hakkını yemek istemem.
2) Kendini Aynalarda Çoğaltan Şehir (1997), Bir Dolu Bakır Yaz (1999) ve Bahar Köpüğü (2004) adlı ilk üç kitap Az Önce (2012) adıyla bir araya getirilmiş. Üç kitap bir kitapta toplanırken, bazı şiirlerde değişiklik yapılmış. Bunların sebebini merak ediyorum ve tabii ki bir şairin bu tür düzenlemelere neden ihtiyaç duyduğunu…
Her şiirin yazıldığı bir an vardır, bir de yaşadığı bir süreç vardır. Şiir canlı bir varlık. Tamamlanmış her şey eksiğini kabullenmiş demektir. Kimileri şiirin “dokunulmaz”lığına inanır, kimileri de ona “dokunur”. Eksik bırakmanın da bir tadı vardır elbet, ama birlikte yaşadığımız her şeye yeniden bakma ihtiyacı da duyarız. Bakışmak iki tarafı da değiştirir. Hem bakanı hem de bakılanı. Canlılıktan ben bunu anlıyorum. Her şair şiiriyle birlikte büyür. Benim kanaatim şiirin de şairi sürekli değiştirdiği yönündedir.
17 Kasım 2012 Cumartesi
Nil / von Mustafa Aydoğan
Beruhige dich oh mein Schmerz
İn meinen Adern graebt sich der Nil seinen Damm
Die Nacht ruhend
İn den Augen der Kinder
Und die Fremde über mich ziehend
Komme ich zu Dir
Beruhige dich denn
Mein Herz
Mit prasselnden Eisen wird’s eingearbeitet in meine
Brust
(Aus dem Gedichtband ‘Gerade Eben’)
(Übersetzung: Vildan Yılmaz)
15 Kasım 2012 Perşembe
BİR ŞİİR BİR ÇEVİRİ
AZ ÖNCE JUST BEFORE
boşluğa söylerim ben sözümü I speak my word to
space
hava yutar onu air absorbs it
kuşlar geçer ötesinden berisinden birds pass by
yılan sezer snake intuites
akrep duyar scorpion hears
kurt bilir wolf knows
insan her şeyin az öncesidir human is just before of everything
boşluklar olmasa kimse ulaşamaz no one can reach unless there are spaces
kavuşmuşsak vardığımız kendimizdir it is ourselves that we arrive if we rejoin
bağrına
yakın olana hasret duyar insan human longs for one who is near to his
chest
bir erkek bir kadının az öncesidir a man is just before of a woman
ruhun da cam kenarı var soul has also an edge to window
dinç olan açar one that is robust reveals
yorgun olan çeker perdeleri one that is tired veils
hiç fark etmez uzak ya da yakın it makes no matter far or close
her yol ölümden az öncesidir all ways are just before of death
(Bugün Konuştuklarımız'dan) (From “Ones we have spoken today”)
bir erkek bir kadının az öncesidir a man is just before of a woman
ruhun da cam kenarı var soul has also an edge to window
dinç olan açar one that is robust reveals
yorgun olan çeker perdeleri one that is tired veils
hiç fark etmez uzak ya da yakın it makes no matter far or close
her yol ölümden az öncesidir all ways are just before of death
(Bugün Konuştuklarımız'dan) (From “Ones we have spoken today”)
Çeviren:
Hakan Önal
12 Kasım 2012 Pazartesi
DİE HAARRSCHLEİFE / von Mustafa Aydoğan
İhre
zierliche und schwache Stimme
Laesst meine Tochter umherwandern
İm Mondlicht, das sich ins Zimmer ergiesst
Vater, sagt sie, küsse mich
Küsse mich, in meiner Stimme ist ein Schmerz
Ein Sommer-nacheifernd dem Lachen der Kinder
Vater, warum ist alles unversehrt und so sehr neu
Gelbe Sterne trage ich in meinem Rock
Vater,bin ich ein Schmetterling
Bin ich ein Licht, warum habe ich ein schmerzendes Herz
Warum klingelt der Milchmann an unserer Tür, wo ich doch nicht zu Hause bin
Vater, warum ist alles eigenartig und so sehr unversehrt
Was wird aus den Strassen, wenn die Kinder sterben
Verschüttet sich der silberne Tee aus meiner Hand
So weiss ich,dass der Regen ebenso hinabfaellt
İch laufe, verlassen werde ich so denn meine Kindheit
Vater, warum steht alles ausserhalb und ist so sehr geschwind
Soviel Dunkelheit werde ich nicht ertragen können
İch sah wie die letzte Blume meines Herzens aufgegangen ist
Vater, warum ist alles schön und so sehr praechtig
Vater, sagt sie, wenn ich sterbe werde ich nicht leiden
Die Engel werden mich beerdigen im Licht des Mondes
(Übersetzung; Vildan
Yılmaz)
Laesst meine Tochter umherwandern
İm Mondlicht, das sich ins Zimmer ergiesst
Vater, sagt sie, küsse mich
Küsse mich, in meiner Stimme ist ein Schmerz
Ein
Seiltaenzer auf dem Seil schneeweiss
Verfielfaeltigt
die Nacht im Gesicht meiner MutterEin Sommer-nacheifernd dem Lachen der Kinder
Vater, warum ist alles unversehrt und so sehr neu
Meine
Tochter steht an der Spitze der Zeit
Eine
blaue Strömung an ihrem Haar
Vater,
sagt sie, bin ich ein Engel
İn
meinen Haenden schlaeft der dickliche VollmondGelbe Sterne trage ich in meinem Rock
Vater,bin ich ein Schmetterling
Bin ich ein Licht, warum habe ich ein schmerzendes Herz
İch
weiss, die Blumentöpfe werden die Blume ertraenken
Dunkle
Katzen saugen an meinen FingerspitzenWarum klingelt der Milchmann an unserer Tür, wo ich doch nicht zu Hause bin
Vater, warum ist alles eigenartig und so sehr unversehrt
Meine
Tochter haelt in ihren Haenden einen silbernen Tee
Ein
bronzenes Laecheln auf ihren Lippen
Vater,
sagt sie, warum laesst der auf mein
Haupt fallende Schnee
Meine
Mutter erfrierenWas wird aus den Strassen, wenn die Kinder sterben
Verschüttet sich der silberne Tee aus meiner Hand
So weiss ich,dass der Regen ebenso hinabfaellt
Züge
fahren durch meine Traumtunnel
Züge
wie Feuer, die in deinem Firmament in Stücke zerreissenİch laufe, verlassen werde ich so denn meine Kindheit
Vater, warum steht alles ausserhalb und ist so sehr geschwind
Meine
Tochter hat alle Türen des Erdbodens geöffnet
Sie
sucht nach der verlorenen Haarschleife der Prinzessin
Vater,
sagt sie, nimm sie von mir
Nimm
sie fort und öffne die Nacht um einen SpaltSoviel Dunkelheit werde ich nicht ertragen können
Der
Wald küsst jeden seiner Baeume einzelnd
Die
Haarschleife der Prinzessin ist sicher gefundenİch sah wie die letzte Blume meines Herzens aufgegangen ist
Vater, warum ist alles schön und so sehr praechtig
Meine
Tochter schenkt ihre ganze Seele
Dem
weichen Teint des Mondes
Die
Kinder breiten die Nacht aus auf die gewaschene Sonne
Der
Atem, eingehaucht in meine Seele, fliegt sich auflösend davonVater, sagt sie, wenn ich sterbe werde ich nicht leiden
Die Engel werden mich beerdigen im Licht des Mondes
Vater,
warum ist alles vertraut und so sehr zaertlich
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




